MAKALELERİM

BAĞIRSAK MİKROBİYOTASI VE İMMUN SİSTEM

BAĞIRSAK MİKROBİYOTASI VE İMMUN SİSTEM

Görüntüle

Bağırsaklar, vücudun temel bariyer sistemlerinden biridir. Bağırsak epiteli, mukozası ve mikrobiyota, fiziksel, kimyasal, immünolojik ve mikrobiyolojik olmak üzere 4 fonksiyonel bileşenden oluşan kompleks bir yapıdır. Burada mikrobiyotanın zenginliği ve çeşitliliği, immünolojik ve gastrointestinal fonksiyonlar için olduğu kadar patojenleri önlemek için de çok önemlidir. Bu nedenle bağırsak mikrobiyotası immun sistemin bir organı olarak düşünülebilir. Son yıllarda bağırsak mikrobiyotasının zenginliği, konakçı bağışıklık sistemi ile yakın ilişkisi ve dengeli bir ekosistemin gerekliliği gibi konular çok sayıda çalışmanın ilgi odağı olmuştur.

Bağırsak mikrobiyotasının sindirim sisteminde koruyucu, metabolik, trofik ve immünolojik fonksiyonları vardır. Sindirim sisteminde; sindirim enzimleri, müsin yapımı, peristaltik hareketler, sıkı bağlantılı epitelyal bariyerin yanında mikrobiyota da mukozal bağışıklığı sağlayan sistemin önemli bir parçasıdır. Bağışıklık sistemimiz gelişirken sadece patojenlere karşı savunma oluşturmak için değil, aynı zamandaDevamı için tıklayın


LATENT ASİDOZUN SİSTEMİK ETKİLERİ ve TEDAVİ YAKLAŞIMI

LATENT ASİDOZUN SİSTEMİK ETKİLERİ ve TEDAVİ YAKLAŞIMI

Görüntüle

Yorgunluktan kansere hemen her edinsel hastalığın başlangıç fizyopatolojisini oluşturan latent asidoz, modern hekimlik pratiğinde göz ardı edilen metabolik ve klinik bir süreçtir. Anamnez ve muayene bulguları ile tanısı konulabilen latent asidozun oluşum mekanizmalarının, hastalıklarla olan ilişkisinin ve tamamlayıcı tıp tedavi yaklaşımını konu alan bu mini-derleme, latent asidoz konusunda klinik çalışmalara olan ihtiyacı vurgulamayı hedeflemektedir.

Yaşam döngüsü nefes almakla başlar. Ardından gelişen ilk refleks açlık refleksidir ve yemek yeme ile enerji alımı başlar. Elektriksel ileti ile çalışan insan bedeni açık bir sistem olmakla beraber enerji alım ve atımının dengesi ile vital kalır. Sadece oksijen ve besin ile değil oral, solunumsal, rektal, dermal, parenteral ve mental olarak bedene alınan her uyarı bir seri reaksiyona uğrar. Metabolik süreçlerin sonunda kullanılacak olan moleküller kullanılır ve kullanılamayacak olanlar atılım yolaklarına ayrışır ki reaksiyonlardan çıkan atılım ürünlerine metabolit adı verilir. Bu metabolitlerin atılım yolları detoksifikasyon sistemleridir; Bağırsaklar, böbrekler, akciğerler, deri, lenf damarları ve karaciğerdir. Bağırsaklardan gaita, böbreklerden idrar, akciğerlerden ekspirasyon havası, deri aracılığı ile ter bedenin temizlenmesini sağlar. Lenfatik sistem anatomik olarak kan damarlarına paralel seyreden damar sistemidir. Bir çeşit kanalizasyon arkı gibi düşünülebilir. Karaciğer ise temel metabolizma organıdır, bedenin fabrikası olarak tanımlanır. Karaciğer bu görevi ile bağırsakların destek organıdır. Alım ve atım dengesinin normal olması ile kalitesi yüksek yaşamlar her bireyin ve koruyucu hekimliği temel hedefidir.

Alım ve atılım dengesi bozulursa bedenin metabolik reaksiyonları sonucunda atılması gereken metabolitler, ekstraselüler alanda birikmeye başlar. Asit, hidrojen (H⁺) iyonu verebilme özelliğine sahip demektir. Asit-baz dengesi, ortamda H+ konsantrasyonunun dengesidir ve vücut bu dengeyi dar sınırlar içinde tutmak için çok sayıda reaksiyonu geliştirir. Metabolik süreçlerle bikarbonat (HCO3) konsantrasyonunun azalması, solunumsal nedenlerle karbondioksitin (CO2) konsantrasyonunun artması, Henderson-Hasselbalch denklemine [H2O + CO2 ↔ H2CO3 ↔ H+ + HCO3] göre hidrojen artışı ile paraleldir. Hidrojen iyon konsantrasyonunun artmasına asidoz denir. Biriken metabolitler asidik özellikte olduğu için oluşan, labaratuar olarak ancak disfonksiyon düzeyindeki bu asidoz tablosuna latent asidoz adı verilir. Latent asidoz fizyopatolojik olarak bir prehastalık dönemdir.

Latent Asidoz Sebepleri Nelerdir?

  1. Alım fazlalığı
    1. Asidik besinler (Şeker, gluten, çay-kahve, alkol, kırmızı et, süt, peynir)
    2. Yetersiz su içilmesi
    3. Kimyasal ilaçlar (NSAİ, antidepresanlar, antidiyabetikler, antilipidemikler vd)
    4. Çevre kirliliği ve sigara
  2. Atım eksikliği
    1. Detoks organ disfonksiyonları (Karaciğer yağlanması, bağırsak florasının bozulması, böbrek fonksiyonlarında yavaşlama, akciğer hastalıkları)
    2. Sedanter yaşam (Egzersiz yapmamak)
  3. Kronik stres varlığı

Latent Asidoz İle İlişkili Semptom ve Hastalıklar

  1. Yorgunluk: Latent asidoza bağlı yorgunluk ikiye ayrılır: Bedensel yorgunluk ve zihinsel yorgunluk. Bedensel olan ağırlık hissi ile birliktedir. Kişi kendisini ağır ve ödemli hisseder. Zamansal özelliği yoktur ve dinlenmeyle kısa süreli ortadan kaybolabilir. Ancak bazı vakalarda hareketsizlik, ağrı ile birlikte olan yorgunluğu arttırabilir. Zihinsel yorgunluk daha çok düşünmede güçlük, hafızada zorlanma, unutkanlıkların dikkat çekmesi, konsantrasyon güçlüğü şeklindedir. Bağırsak mantarında görülen beyin sisine çok benzer ve birliktelikleri sık görülür. Kronik yorgunluğun bir diğer sebebi de latent asidozda eritrositlerin oksijen taşıma kapasitesini düşmesi ki karşımıza anemi ve başka bir sistemik hastalık ile açıklanmayan dispne ile çıkabilir.
  2. Eklem ağrıları: Eklem ve eklem çevresi alanın doku pH’ı alkali özelliktedir. Zıt polaritelerin afinitesi prensibine göre asidik olan metabolitler, alkali olduğu için eklem ve çevresi alana kalsiyum ile birlikte presipite olurlar. Halk arasında kireçlenme olarak adlandırılan bu tablo hasta tarafından yeri tam lokalize edilemeyen eklem ağrısı olarak ifade edilir. Özellikle harekete başlama sırasında ve sabahları yataktan kalkarken daha şiddetli olan, gerginlik, donukluk ve batma hisleri ile birlikte olan orta şiddetli ağrılardır. Ancak lokomotor sistemin kronik ağrılı hastalıkları (fibromiyalji, romatizmal ağrılar, tetik nokta ağrıları vb.) her zaman latent asidoz ile birliktedir. Latent asidoz ağrı zeminini hazırlar, ağrı eşiğini düşürür, eklem hasarını kolaylaştırır ve iyileşmeyi geciktirir.
  3. Kolesterol Yüksekliği: Latent asidoz varlığında karaciğerin trigliserit ve yağ metabolizma reaksiyonlarında görülen yavaşlamanın bir bulgusu da karaciğer yağlanması ve kan yağlarının yükselmesidir. Kötü beslenmemesine ya da kilo fazlası olmamasına rağmen hiperlipideminin sebeplerinden biri latent asidoz olabilir (genetik olanlar hariç)
  4. Ateroskleroz: Küçük arteriollerin intimasında makrofajların LDL’yi fagosite ederek geliştirdiği enflamatuar süreç ve fibröz plak oluşumu latent asidoz ve ilişkili kalsiyum çökmesi ile kolaylaşan reaksiyonlardır. Yüksek stresli, çok sigara içen, egzersiz yapmayan, sistemik bir hastalığı olmayan, kilo fazlası olmayan hatta vücut kitle indeksi düşük olmasına rağmen erken yaşlarda geçirilen miyokard ve koroner hastalıklarında latent asidoz değerlendirilmelidir.
  5. Kilo Artışı: Bedenin toksik ve asidik metabolitleri dokuya hasar vermemesi için yağ dokusu ile paketlenir. Bu sebeple beden asitleştikçe yağ dokusu artar ya da lipolzi zorlaşır. Bu da klinikte kilo vermede zorlanma ya da kolay kilo artışı yakınması ile karşımıza çıkar.  
  6. Dermokozmetik değişiklikler: Ciltte döküntüler, renk değişiklikleri, özellikle kızarıklık, kaşıntı, saç dökülmesi, saçların kuruması ya da yağlanması, cildin kuruması-yağlanması, selülit gelişimi, variköz venlerin yüzeyselleşmesi, ter ve ten kokusu değişikliği ve ödem latent asidozun en tipik klinik bulgu spektrumudur. Bu semptomlar lenfatik difonksiyonun laten asidoz ile olan iç-içe olan mekanizmasıdır. Lenf sıvısı zaten asidiktir ve latent asidoz varlığında lanfatik sistemin hem yükü artar hem fonksiyonu yavaşlar. Bu semptomlar maalesef sadece dışarıdan yapılan dermokozmetik tedaviler ile kalıcı çözüme ulaşamaz. Çünkü esas sorun olan bağ dokusunun latent asidozunu düzelmek gerekir. Aksi durumda tüm dış uygulamalar 6 ayda bir tekrar zorunluğu döngüsüne sıkışacaktır.
  7. Depresyon: Latent asidozun bir diğer karşıt etkili ve sumatif semptomu mutlu olamama halidir. Stres sempatik reaksiyonları başlatır, ancak stresin devamlılığı hali sempatik –parasempatik dengesini bozar. Oluşan VSS (vejetatif sinir sistemi) disfonksiyonu, hormonal sistemi (HPA aksı), torakal sempatik zinciri, lenf sistemini parasempatik çalışmasını, bağ doku reseptörlerinin duyarlılığını değiştirerek her sistemde farklı semptomlar ile karşımıza çıkar. Uyku bozukluğu ve zaman ile azalan seratonin salgısı da bu sistemin bir işareti olabilir. Laten asidoz, depresif bozukluklarda görülen iç çekme ihtiyacının önemli sebebidir.

LATENT ASİDOZDA TAMAMLAYICI TIP YAKLAŞIMI

  1. Nöralterapi ile detoks organlarının segment tedavisi ve prokain baz infüzyonu latent asidozun altın standart tedavisidir.
  2. Beslenmenin düzenlenmesi
  3. Su içme alışkanlığının kazandırılması
  4. Düzenli egzersiz alışkanlığının takibi ve lenf drenaj tedavileri
  5. Bağırsak florasının desteklenmesi, düzenlenmesi
  6. Detoks ve ağır metal atılım tedavileri
  7. Eksik vitamin mineralin yerine konması
  8. Oral sodyum bikarbonat takviyesi
  9. Ozon tedavisi
  10. Akupunktur

SONUÇ

Çok zaman aynı şeye bakıp başka isimler verilir ve bilinmez bir zaman sonra bu durum fark edilir. Gerek modern tıbbın, gerek tamamlayıcı tıbbın ve gerekse fizyopatolojinin bir süre sonra toksik yüklenme denilen tablonun latent asidoz olduğu; latent asidozun metabolik asidozdan farklı olduğu ve hastalıkların latent asidoz ile başladığı konusunda fikir birliği yapacağı inancında ve daha çok sayıda çalışmaya ihtiyacımız olduğu düşüncesindeyim.

Dr. Tijen Acarkan


COVİD-19 İLE MÜCADELEDE AKCİĞER VE BAĞIRSAK MİKROBİYOTALARININ ROLÜ

COVİD-19 İLE MÜCADELEDE AKCİĞER VE BAĞIRSAK MİKROBİYOTALARININ ROLÜ

Görüntüle

COVİD-19 İLE MÜCADELEDE AKCİĞER VE BAĞIRSAK MİKROBİYOTALARININ ROLÜ

Görüntüle

İlk defa 2019 Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde görülen ve kısa sürede bir salgına neden olan COVID-19, 11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından küresel salgın olarak ilan edilmiştir. Hastalık özellikle bağışıklık sistemi problemleri başta olmak üzere diyabet, kalp hastalıkları gibi diğer kronik hastalıkları olan kişilerde ciddi bir klinik seyir göstermektedir. Virüslere karşı savunmada immün sistemin fonksiyonları ve modülasyonu son derece önemlidir. Birçok araştırmanın sonuçlarına göre, doğal immün sistemi güçlendirmenin yollarından biri de bağırsak mikrobiyotasını dengelemektir. Son zamanlarda yapılan çalışmalar akciğer mikrobiyotası ile bağırsak mikrobiyotasının ilişkili olduğunu ve mikrobiyota dengesinin viral solunum yolu hastalıklarının önlenmesi ve savunmasında önemli olabileceğini göstermektedir. COVID-19’a karşı etkin bir tedavi ve aşı geliştirmek için tüm Dünya’da bilim adamları yoğun olarak çalışmaktadır, ancak henüz kesin tedavisi ya da aşısı bulunamamıştır. Devamı için tıklayın


ESANSİYEL MİKROBESİN - ÇİNKO

ESANSİYEL MİKROBESİN - ÇİNKO

Görüntüle

Çinko, tüm canlı organizmalar için gerekli olan ve insanda çok sayıda biyokimyasal yolakta yer alan esansiyel bir mikrobesindir. Günümüzde gıda takviyesi adı altında çinko başta olmak üzere çok sayıda vitamin ve mineral kullanımı yaygınlaşmaktadır. Beraberinde Ocak 2020 tarihi itibari ile Dünya’yı etkisi altına alan COVİT-19 pandemisi sebebi ile de çinko kullanımı son derece popüler hale gelmiştir.

Demirden sonra en yaygın bulunan ikinci mineraldir. İnsan vücudunda toplam 2-3 gr olduğu tahmin edilmektedir. İnsan vücudundaki toplam turnoveri tamamen homeostatik kontrol altındadır ve çinkonun yaklaşık yüzde 57’si iskelet kasında, yüzde 29’u kemiklerde bulunur.

İnsan sağlığı için vazgeçilmez bir besin olan çinko, 300’den fazla metalloenzimde ve lipid, protein ve nükleik asit metabolizmasında görevli 2000 den fazla gen transkripsyonunda rol alır. Çinko kinaz, fosfataz ve membran kanal aktivitelerini regüle eden bir metal iyonudur. Çinkonun, patojenlere ve doku hasarına karşı doğal ve edinsel immun sistemin normal fonksiyonu için esansiyel olduğu, serbest oksijen radikalerinin etkilerine karşı koruyucu etkisi olduğu iyi bilinmektedir. Çinko eksikliğinde tümör süpresör proteini p53 azalır, oluşan DNA mutasyonlarının kansere yol açabileceği düşünülmektedir.Devamı için tıklayın


FASET EKLEM SENDROMU VE KLİNİK YANSIMALARI

FASET EKLEM SENDROMU VE KLİNİK YANSIMALARI

Görüntüle

Faset eklemler, tüm omurganın eklem ağını şekillendirip, yapısal stabiliteyi korumak adına aynı vertebrada pedikül ile lamina arasında, her hareket segmentinin posterolateralinde, bilateral olarak yer alan zigapofizeal eklemlerdir (Şekil 1). Zigapofizeal, Latincede köprü ve büyüme anlamına gelir. Üstteki vertebranın prosesus articularis inferioru ile alttaki vertebranın prosesus articularis superioru arasında bulunan diartiküler, plana tipi, eklem açıklığı dar, hareketi kısıtlı, kapsüllü, sinovyal eklemdir. (1,2)

Faset eklem hareketi açısal olarak son derece kısıtlıdır (2-4 derece). Yapabildiği temel hareketler

  • Rotasyon (dönme) (en önemli hareketi)
  • Translasyon (kayma)
  • Distraksiyon (açılma)
  • Kompresyon (sıkışma)’dur.Devamı için tıklayın

NEDİR FASYA?

NEDİR FASYA?

Görüntüle

Kaslar arasında yer alan ve kas kılıflarını oluşturan ya da daha derindeki sinir, damar gibi yapıları saran lifsi bağdoku katmanıdır. Latince «paket» anlamına gelir. Özel anatomisi ile organ ve yapıların şekillerini verirken, vücudun anatomik bütünlüğünü de sağlar. Üç boyutlu metabolik ve mekanik bir matriks oluşturarak damar, sinir, organ, meninks, kemik ve kasları çevreleyen, içlerinden geçtiği yapılarla etkileşime giren, bir ağ gibi baştan ayağa tüm vücudu kesintisiz olarak saran bir bağ doku networküdür. Fasya insan vücudundaki bağ dokularında bulunan tüm lifsel dokulardır. Fasya zengin sempatik inervasyona sahiptir.

Fasyanın mimari yapısı (çok sayıda kollajen ve elastik lifleri), üst üste, birbirinden bağımsız, vertikal, horizontal ve oblik düzlemlerde dokuyu sararak, maruz kaldığı tüm güçlere karşı direnme kapasitesini arttırmak için yapılanmıştır. Fasya yapısal bileşen, destek birimi ve çerçeve çatı sistemidir. Kollajen lifler, gerilme direnci; elastik lifler, geri çekilme kabiliyeti sağlar. Mikroskop altında içi su dolu tübüllerden oluşan organize ağsı yapıdır. Beden, fasyaların sürekliliğini oluşturan zincirler üzerinden iletişim kurması sayesinde insan vücudu fonksiyonel bir birim haline gelir.Devamı için tıklayın


MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ VE KAFA ÇİFTLERİ

MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ VE KAFA ÇİFTLERİ

Görüntüle

MSS HASTALIKLARI VE KRANİAL SİNİR DİSFONKSİYONLARINA NÖRALTERAPİ YAKLAŞIMI VE TRİGEMİNAL NEVRALJİ - OLGU SUNUMU-

Sinir sistemi canlıların iç ve dış çevreyi algılamasına, bilgi toplamasına, bu bilgileri işlemesine yardımcı olan, vücuttaki sellüler ve ekstrasellüler matriks sayesinde sinyalleri her yere ileten, lokomotor ve viseral tüm sistemlerin fonksiyonlarını düzenleyen ana sistemdir. Sinir sisteminin görevleri impulsları algılama, algıları birleştirip, bütünleme ve fonksiyonu sağlamak ile başlar. Sinir sistemi hastalıklarında yapılan nörolojik klinik değerlendirmede lezyonun sinir sistemi içindeki yerini belirlemek ve lezyonu oluşturabilecek nedenler arasında ayırıcı tanıyı yapmak temel iki adımdır. Nöralterapi açısından önemli olan sadece lezyon değil, disfonksiyonun sinir sistemi içerisindeki yeri ve bağlantılarını kurmak, disfonksiyon merkezde mi, omurilikte mi, periferik sinirlerde mi, sinir-kas kavşağında mı, yoksa kasın kendisinde mi olduğunu belirlemek, kliniği oluşturan tabloyu bütün olarak görmek olduğu için, sinir sistemi anatomisini ve vejetatif sistem bağlantılarını çok iyi bilmek son dereceDevamı için tıklayın


VAJİNAL FLORA BOZUKLUĞU VE VAJİNİT

VAJİNAL FLORA BOZUKLUĞU VE VAJİNİT

Görüntüle

Vajinit, vajina iç yüzeyini döşeyen mukozanın enflamasyonu anlamına gelir. Vücutta bulunan tüm mukozal yapılar mikroorganizmalara konaklık eder ve mukoza-mikroorganizma kompleksinin oluşturduğu ortama flora adı verilir. Bağırsak florası, ağız florası ya da konumuz vajen florası gibi. Vajinal mukozanın enflamasyonu anlamına gelen vajinitte esas sorun vajen florasının disfonksiyonudur. (1,2)

Vajina, önde üretra ve mesane, arkada ise rektum ve anal kanal arasında uzanan yaklaşık 7-9 cm uzunluğunda fibromuskuler yapıda bir tüptür. Mukoza, muskularis ve adventisya tabakalarından oluşur. Mukozayı çok katlı yassı keratinize olmayan epitel döşer. Bunun altında elastik lifler, damar ve lenfatik ağı içeren lamina propria ve onun altında da muskularis tabakası bulunur. En dışta bağ dokusu, damar ve lenfatiklerden zengin adventisya tabakası bulunur. (3,4)Devamı için tıklayın


TRİGEMİNAL NEVRALJİDE NÖRALTERAPİ

TRİGEMİNAL NEVRALJİDE NÖRALTERAPİ

Görüntüle

Ağrı bedenin bir alarm sistemidir. Tamamlayıcı tıp yaklaşımına ve birçok araştırmacıya göre kafa bölgesindeki ağrılara fizyolojik disfonksiyonlar veya organik hastalıklar neden olmaktadır. Her ağrıda olduğu gibi kafa ya da yüz bölgesindeki ağrılarda, ağrıya yaklaşım açısından, ağrının başlangıç şekli, karakteri, zamanı, eş zamanlı şikayetleri, lokalizasyonu, azaltan ya da arttıran durumları, süresi, şiddeti, tetikleyicileri, komşu yapılar ile olan ilişkisi ve nöralterapi açısından ağrının zamansal ilişkilendirilmesi gerekmektedir (8, 14,17).

Baş bölgesindeki ağrılara kaynaklık edebilen yapılar: Kranium, servikal omurga, merkezi sinir sistemi, dişler, burun, göz, boğaz, sinüs, kulak olarak değerlendirilmelidir. Tanı için ağrının kaynağına yönelik araştırma ve testler yapılmalıdır. Ancak herşey biz nöralterapistler için zaman bağlantılı derin bir anamnez ve detaylı bir muayene ile başlamalıdır (1,2,5,8,24).

Nevraljik Ağrının Özellikleri: Nevralji tipi ağrılar özellikli ağrılardır ve bu özellikleri sayesinde diğer ağrılardan kolaycaDevamı için tıklayın


POSTHERPETİK NEVRALJİ VE TOKSİN YÜKLENMESİ OLAN KARACİĞERDE NÖRALTERAPİ YAKLAŞIMI

POSTHERPETİK NEVRALJİ VE TOKSİN YÜKLENMESİ OLAN KARACİĞERDE NÖRALTERAPİ YAKLAŞIMI

Görüntüle

Hastanın geliş şikayetleri: 38 yaşında kadın hasta, pelvis tabanı, vajinal ve üretral orifis ile klitoral alanda daha yoğun olmak üzere pelvi-perineal nevralji tipi ağrı; beraberinde dizüri ve strangüri yakınması ile geldi.

Hikayesi: 2 yıldır depresyonda olan hastanın nevralji tipi pelvis ağrıları, 1 yıl önce geçirdiği HSV-2 infeksiyonundan sonra başlamış. Çok sayıda ağrı merkezinde antiviraller, morfin ve türevi analjezikler ve benzeri çok sayıda ilaç tedavisi ve birkaç kez yapılan sinir blokajına rağmen hiçbir yanıt elde edilememiş. Depresyonu ile paralel olarak görülen libido azalması, ağrısının cinsel ilişki ile artması sebebi ile cinsel ilişki kuramıyor. Son 2 aydır ağrının artan şiddetine tahammülsüzlük ile sürekli ağlama atakları başlamış. Postherpetik nevralji, pelvikodini ve depresyon tanısı ile hospitalize olan hasta kliniğimize özel izin ve ambulans ile getirildi.

Ağrının Karakteri: Sık ataklar ile seyreden, bası temas ve ısı değişikliğine duyarlı, oturmakla ve yürümekle artan, miksyon sırasında şiddeti son derece artan, cinsel ilişki ile ağrı krizi haline dönen ve tüm tedavilere dirençli ağrı. VAS 8-9/10 Devamı için tıklayın


LATENT ASİDOZ VE HİPERKOLESTEROLEMİ

LATENT ASİDOZ VE HİPERKOLESTEROLEMİ

Görüntüle

Homestazın bozulduğu durumlarda ortaya çıkan durum allostaz olarak açıklanır. Allostaz, prefrontal korteksin algıladığı stresin etkisiyle devreye giren ve beyin tarafından yönetilen bir süreçtir. Allostaz ve homeostaz dengesi, vücudun düzenli çalışma biçiminin korunması, dinamik sürece uyum için gereklidir.  Ancak uyum sağlamaya çalışan sistemin sürekli hale gelmesi, kronik hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Anormal uyum sürecinin adı, 1993 yılından bu yana çeşitli klinik ve preklinik tıp disiplinlerinde allostaz olarak anılır. Allostaz teorisi ilk olarak Eyer ve Sterling 1975 ve 1977’de açıklanmıştır. (1,2,3)

Hipotalamus, vejetatif sisteminin baş gangliyonu ve homestaz-allostaz dengesini sağlayan temel yapıdır. Hormonal ve sinirsel yollar ile vücudun düzenli çalışmasını sağlayan hipotalamus, çalışmasını prefrontal korteks, limbik sistem, diğer beyin yapıları ve vücuttan gelen geribildirimler ile yürütür. Kanserden diyabete, hipertansiyondan kolesterol yüksekliğine kadar çok sayıda kronik hastalığın nedeni, hipotalamusun normal dışı çalışmasıdır. (4,5,6) Devamı için tıklayın


NERVUS FASİYALİS PARALİZİSİ

NERVUS FASİYALİS PARALİZİSİ

Görüntüle

N. FASİYALİS'İN FONKSİYONEL ANATOMİSİ

N. fasiyalis yüz ifadelerini kontrol eden kasları innerve eden, dilin arka kısmının üçte ikisinden ve ağız boşluğundan gelen tat duyusunu ileten 12. kafa çiftinden yedincisidir. Embriyolojik olarak 2. brankiyal arktan gelişir ve beyin sapından, pons ile medulla oblangata arasından çıkar. Kafa ve boyunda çeşitli gangliyonlara parasempatik lif bağlantısı sağlayan önemli komşulukları, anatomik trasesi ve innervasyonları olan N. fasiyalis, somatomotor, duysal ve parasempatik lifler içerir.  Motor çekirdeği, Nukleus nervi facialis; Sensitif çekirdeği nukleus solitaryus; Parasempatik çekirdeği nukleus salivatoryus'tur (2,5,6,16,19,20,27).

Motor çekirdeği nukleus n. fasiyalis olan sinirin, motor liflerinin inervasyon sağladığı kaslar:


ENDOMETRİOZİS

ENDOMETRİOZİS

Görüntüle

Tanım:

Uterus iç tabakası olan endometriumun, uterus dışında bulunması ve buna bağlı gelişen klinik tablodur. Endometriozis odakları abdominal boşlukta sıklıkla overler, tuba ve ligaman yapılarında, uterus dış ve pelvis iç yüzeyinde görülür. Nadiren de olsa bağırsaklarda, anal kanalda, mesanede, vajinada, servikste ve dış üreme organları üzerinde hatta geçirilmiş batın ameliyatlarının skarlarında da görülebilir.

Odaklar, normal yerleşimlerinin dışında olmasına rağmen normal bir doku tipi içerirler. ve menstrüel siklusu yöneten hormonlara yanıt verirler. Siklusun proliferasyon fazında östrojen hakimiyetinde patolojik olan bu odaklar da prolifere olurken progesteron çekilmesi ile gelişen endometrium dökülmesi, uterusta regl kanaması ile vücudu terk ederken, patolojik olan bu odaklarda vücudu terk etme imkanı yoktur. Bu nedenle kendi içine kanama ve bu odaklardan dökülen dokunun ve kanın çevre dokuları etkilemesi, tekrarlayan enflamasyon zemini ve gelişen bağ dokusu yapışıklıkları endometriozisin bilinen sonuçlarıdır. (1,2)Devamı için tıklayın


D VİTAMİNİ

D VİTAMİNİ

Görüntüle

21. yüzyılda, ilerleyen tüm sağlık teknolojisi ve beslenme sanayisine rağmen D vitamini yetersizliği sessiz bir salgın şeklinde yayılmaktadır. Yakın zamana kadar sanılanın aksine D vitamini yetersizliği sadece kemik hastalığına değil, kanser, otoimmün hastalıklar, enfeksiyon hastalıkları, romatizmal hastalıklar, nörolojik hastalıklar, kalp hastalıkları gibi çok sayıda sistemik hastalığa yol açabilmektedir.

D vitamininin bilinen 5 formu vardır: D1 (lumisterollü ergokalsiferol), D2 (ergosteroolü ergokalsiferol), D3 (kolekalsiferol), D4 (22 dihidrokalsiferol) ve D5 (sitokalsiferol). Bunların arasından D2 ve D3 vitaminleri 1930'lu yıllarda bulunmuştur. (1)

VİTAMİN D METABOLİZMASI

Vitamin D'nin biyolojik inaktif prekürsörleri olan kolekalsiferol ve ergokalsiferol,  karaciğer ve böbrekte aktif formlarına dönüşürler. Devamı için tıklayın


LATENT ASİDOZ

LATENT ASİDOZ

Görüntüle

Vücutta sabit tutulan fizyolojik parametrelerin en önemlilerinden biri hidrojen iyonu (H+) yoğunluğudur. Çünkü hemen bütün biyokimyasal reaksiyonlar ancak fizyolojik bir hidrojen iyonu (H+) konsantrasyonunda gerçekleşebilir. Yoğunluğu, diğer iyonlara göre oldukça az olmakla birlikte, hidrojen iyonu (H+), başta enzimler olmak üzere, proteinlerin yapı ve fonksiyonlarının korunması ve sürdürülmesinde hayati rol oynar (1,3,4,10,11,25,26,30).

Vücutta meydana gelen tüm kimyasal reaksiyonlar içinde değerlendirirsek, proton verici molekül veya iyonlara asit; Proton alıcı molekül veya iyonlara ise baz adı verilir. Eğer protonun aslında bir hidrojen iyonu (H+) olduğu göz önünde bulundurulursa, asitler eriyiklere hidrojen iyonu katan; Bazlar ise eriyikteki hidrojen iyonunu bağlayarak oradan uzaklaştıran molekül ya da iyonlardır (4,11,16).

Asit-baz dengesi, vücut sıvılarındaki hidrojen iyonu (H+) konsantrasyonun dengesi anlamına gelir. Vücut sıvılarında çok azDevamı için tıklayın


FASET SENDROMU

FASET SENDROMU

Görüntüle

Hastayı hekime getiren yakınmaların başında yer alan ağrı, son yıllardaki tüm tıbbi ilerlemelere rağmen, hala tam olarak anlaşılamamıştır. Ağrı, gerçek veya potansiyel doku hasarı ile birlikte, hoş olmayan duyu ve emosyonel deneyim şeklinde tanımlanır. Bununla birlikte ağrı, sadece fiziksel hasarın derecesiyle orantılı değildir. Anksiyete, depresyon, beklentiler ve diğer psikolojik faktörlerden büyük ölçüde etkilenir. Mevcut ve geçmiş deneyimlerden etkilenen bir davranış biçimidir. Ağrı, acı, sancı, sızı, batma gibi değişik şekillerde ifade edilmekte ve aynı zararlı uyarana verilen reaksiyon, bireysel farklılıklar göstermektedir. Devam etme süresine göre ağrılar ikiye ayrılır (1).

1. Akut ağrı: Doku hasarıyla başlayan ve iyileşme süreci boyunca devam eden ağrıdır. Doku yıkımını önlemeye yönelik bir uyarı reaksiyonudur. Ağrı keskindir ve patoloji devam ettiği sürece hissedilir. Nosiseptif stimulus azaldıkça, ağrı da azalır. Genellikle anksiyete ile birliktedir. Akut ağrı üç aydan kısa sürmektedir. Uygun şekilde tedavi edilmezse bu ağrılar kronikleşmektedir (1,2,12).Devamı için tıklayın


OMURGANIN İNNERVASYONU

OMURGANIN İNNERVASYONU

Görüntüle

8 servikal, 12 torakal, 5 lomber, 5 sakral ve 1 koksigeal olmak üzere her vertebral segment için simetrik olarak yerleşmiş bir çift spinal sinir vardır. Her segmentteki dorsal ve ventral  kökler, intervertebral foramendeki spinal ganglionun lateralinde spinal siniri oluşturmak üzere birleşir. Bu sinir hemen dorsal ve ventral ramus olmak üzere ikiye ayrılır. Spinal sinirler sempatik sistemle bağlantılıdır. Sempatik ganglionun afferent ve efferent liflerini taşıyan beyaz ve gri rami kommunikantes, ventral ramus ile birleşir. Ön dallar (ventral ramus) daha büyük dağılıma sahiptirler; servikal ve brakial pleksusları, interkostal sinirleri, lumbosakral ve koksigeal pleksusları oluştururlar. Prevertebral ve ekstremite kaslarını innerve ederler.

Dorsal ramuslar ise sırtın derin kas sisteminin içerisine geçerek, medial ve lateral dallara ayrılır. Faset eklemler ve sırt kasları dorsal ramus tarafından innerve edilirler. Faset eklemler, spinal sinirlerin arka dallarının ramus medialislerinden ayrılan eklem dalları tarafından innerve edilir. Dorsal ramus musküler, kutanöz ve artiküler dallara ayrılır. Segment içindeki bir disfonksiyon bu bağlantılar nedeniyle birbirini etkiler.Devamı için tıklayın


DERİ HASTALIKLARINDA NÖRALTERAPİ YAKLAŞIMI

DERİ HASTALIKLARINDA NÖRALTERAPİ YAKLAŞIMI

Görüntüle

Deri vücudumuzdaki en büyük organlardan biridir ve bedenin bütünü ile ilgili çok önemli görevleri vardır; vücudu her türlü dış etkenden korumanın yanı sıra vücudun su dengesini ve ısısını düzenlemek, kalsiyum dengesini sağlamak, D vitamini sentezlemek, zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırmak ve solunum yapmak klasik okul tıbbı bilgimizdir. Ama her şeyden önce deri sağlığın aynasıdır (14).

Deri ve deri altı dokusu çok sayıda reseptörler içermesi ile fonksiyonel bir bütünlük oluşturarak farklı stimuluslara aracılık eder. Organlar ve diğer yapılar için bir projeksiyon düzlemi oluşturur. Refleks anlamında viseral organ hastalıkları belli alanlara yansıma yaptığı gibi, yansımanın olduğu alanların uyarılmasıyla da yine refleks yollarla deri üzerinden ilişkide olan organa ulaşmak mümkündür(4, 15, 19, 31).Devamı için tıklayın


BAĞIRSAK MANTARI

BAĞIRSAK MANTARI

Görüntüle

Candida cinsine ait 200 tür olmasına karşın, mantar enfeksiyonlarının yüzde 75'inden sorumlu olan Candida albicans eşeyli çoğalan, diploit, maya tipinde bir mantar türüdür. Ağızdan başlayan sindirim sisteminde yaşayan çok sayıdaki mikroorganizmadan biridir. Sağlıklı yetişkinlerin yüzde 40'ının ağız florasında, sağlıklı kadınların yüzde 20-25'inin vajen florasında Candida albicans’ın varlığı bilinmektedir. Flora üyesi olmakla beraber, oral ve vajinal fırsatçı enfeksiyonların da temel etkenidir.

Sağlıklı bir organizmada bulunan tüm canlı organizmaların yarattığı dengeli ortama flora denildiğini biliyoruz. İnsan sağlığı için en önemli flora barsak florasıdır. Ortomoleküler biyolog Jeffrey Bland bağırsaklarda dört yüzden fazla bakterinin yaşadığını belirtmektedir. Bu bakterilerin toplam ağırlığı 1-1,5 kg ile yaklaşık karaciğer ağırlığına eşittir. Dengeli bir barsak florasında bifidus ve acidophilus bakterileri yan yana ve hassas bir denge içinde bulunur. Barsak florasının önemli bir diğer mikroorganizması ise güçlü bir patojen bakteri olan Echericia coli’dir. E.coli patojenitesi nedeni ile sayıca en az bulunması istenen  ama flora dengesi için de olmazsa olmaz bakterisidir.Devamı için tıklayın


SEGMENTAL-REGÜLATORİK KOMPLEKS

SEGMENTAL-REGÜLATORİK KOMPLEKS

Görüntüle

Segmental-regülatorik kompleks, deri, kas ve iç organların ilgili sempatik trunkusla bağlantılı omurga segmenti olarak (viscero-kutan, cuti-visseral, visceromusküler vb. gibi refleksler) tanımlanır.

Viscero-sensorik bilgiler, sempatik trunkus üzerinden arka boynuzdaki gri cevhere, vissero-motorik efferentler ise sempatik trunkus üzerinden ön boynuzdaki beyaz cevhere ulaşırlar ki, burada işleme tabi tutulup iç organlara geri giderler. Deri ve iskelet sistemi afferentleri karışık bir spinal sinir, yani spinal gangliyon üzerinden arka boynuza gider. Buradan anahtar hücrelerden başka değişle kollateral impulslarla, ön boynuz üzerinden tekrar geri gider.

Metamer segmentin tüm dokularının bağlantısı nöralterapiyle diagnostik ve terapötik anlamda çok ilgilidir.  Kas tonusu gibi deri ve derialtının tonusu, iç organların ve hareket sisteminin fonksiyon bozuklukları hakkında bilgi verir. Bozucu alan da ilgili dermatom ve myotomdaki deri, derialtı ve kasta değişiklik yaratır. Dokudaki bozukluk her yeri etkiler. Segmental-regülatorik kompleks tüm organların periferik geçiş sistemidir.Devamı için tıklayın


BESİN HASSASİYETİ

BESİN HASSASİYETİ

Görüntüle

Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli maddeleri oral yolla alma işlemi yani beslenme tüm canlıların zorunlu temel ihtiyaçlarının başında gelir. Besinleri kimyasal yapılarına göre; organik ve inorganik olarak gruplandırabileceğimiz gibi elde edildikleri kaynaklara göre; bitkisel, hayvansal ve mineraller diye ya da vücuttaki işlevlerine göre enerji verici, yapıcı-onarıcı ve düzenleyici olarak gruplandırabiliriz. Gruplandırma şekli nasıl olursa olsun sağlıklı bir beslenme programında temel grupları belli oranlarda tüketmeliyiz: Karbonhidratlar (%55-60), Protein (%10-20), Yağ (%20-25) ve geri kalanı vitamin, mineral olarak dengeli ve dönüşümlü olarak tüketmeliyiz.

Sindirim sistemi bir seri özelleşmiş bölgelerden meydana gelen kanal sistemi olarak düşünülebilir. Bu sistemin ağızdan başlayan mekanik ve sonrasında devam eden kimyasal sindiriminin hemen her aşamasında önemli görevleri olan sıvılar yani sindirim sistemi sıvıları önemli bir yer tutar. Bunlar: Tükürük, mide salgıları, safra, pankreas sıvıları ve ince bağırsak salgılarıdır. Bu sıvıların toplamı günde 3-4 litreyi bulmaktadır. Devamı için tıklayın


BAĞ DOKUSU – TEMEL MADDE

BAĞ DOKUSU – TEMEL MADDE

Görüntüle

İnsan vücudunda 4 temel doku vardır: Epitel dokusu, kas dokusu, yağ dokusu ve bağ dokusu. Bağ dokusu, epitel dokusunun hemen altında bulunan, hücreleri birbirlerine bağlayan, dokuları koruyup onaran ve hücrelerarası alanı dolduran, mezenkim kökenli temel yapıdır. Bağ dokusu genellikle intersellüler iletişim eksikliği olan dağınık hücrelerden meydana gelir, birazdan detaylandıracağımız görevleri ve önemi göz önüne alındığında damar yapısının zenginliği de Kıkırdak dokusu dışında tüm bağ dokusunun damarlanması çok zengindir.

Bağ dokusu; bağ dokusu hücreleri ve bunların arasını dolduran hücrelerarası maddeden kurulmuştur. Hücrelerarası madde, bağ dokusu hücreleri tarafından sentez edilir. Hücre dışı matriks (ekstrasellüler matriks) denilen hücrelerarası madde, başlıca iki yapıdan oluşmuştur. Bunlar:

a) Bağ dokusu lifleri,Devamı için tıklayın


BEŞ BOYUTLU BEDEN

BEŞ BOYUTLU BEDEN

Görüntüle

REGÜLASYON TIBBI BAKIŞIYLA BEŞ BOYUTLU SAĞLIKLI BEDEN

Beş boyutlu beden, kinezyolojide bilinen 3 boyutlu yaklaşımın geliştirilmiş şekli olarak tanımlanabilir. İlk olarak 1978 yılında Prof. Dr. med. Horst Ferdinand Herget tarafından tasarlanmış, yıllar içerisinde Klinghart tarafından modifiye edilmiş ve Nazlıkul da bu konuda çalışmalara devam etmiştir. Beş boyutlu bedeni kavramak, insanı bir bütün olarak değerlendirmeyi sağlar, bu yaklaşım da hekimin klinik başarısında anlamlı artışa neden olur. Bu model bugün regülasyon ve tamamlayıcı tıp bakış açısının merkezine entegre olmuştur. Ülkemiz hekimlerine beş boyutlu beden kavramı, Prof. Herget’in öğrencisi, regülasyon tıbbı ve tamamlayıcı tıp çalışmalarının öncü eğitmenlerinden Prof. Dr. med. Hüseyin Nazlıkul tarafından öğretilmektedir. 

Regülasyon tıbbı ile uğraşan hekimler hangi konuları bilmelidirler? Tamamlayıcı tıp ve regülasyon tıbbı açısından başarılıDevamı için tıklayın


DONUK OMUZ
(FROZEN SHOULDER)

DONUK OMUZ (FROZEN SHOULDER)

Görüntüle

En basit ifade ile omuz hareketlerinin büyük ölçüde kısıtlandığı bir hastalıktır. Kolunuzu baş üzerine kaldırma sırasında zorluk, diğer omuza dokunamamak veya kolu arkaya götürememek tipik olmak üzere omuz hareketlerinde kısıtlık, donuk omuzun ilk belirtilerdir. Donuk omuz genellikle tek başına ortaya çıkabileceği gibi, bazı durumlarda şeker hastalığına, hemiplejiye, mastektomiye, akciğer kanserine, tiroid hastalıklarına sekonder olarak da görülebilir. 

KİMLERDE SIK GÖRÜLÜR?

* Kadınlarda 

* 40-65 yaş arası 

* Omuzunda tekrarlayan travma öyküsü olanlarda Devamı için tıklayın


YAŞLILIK VE 5 VAKA

YAŞLILIK VE 5 VAKA

Görüntüle

TAMAMLAYICI TIP YAKLAŞIM İLE ANTİAGİNG VE TOKSİN YÜKLÜ BEŞ BEDEN

Sevgili BARNAT okuyucuları,

Her yıl gerçekleştirdiğimiz Geleneksel Herget Nöralterapi Ve Tamamlayıcı Tıp Sempozyumu'nun dokuzuncunun (Eylül 2013) konusu AntiAging idi. Bu konu kapsamında asıl hedef, tüm kronik disfonksiyonların ya da hastalıkların tedavisinde, sağlık durumunun devamında ve sağlıklı yaşlanmanın temelinde bedenin yüklerinden temizlenmesi yer almaktadır. Asit özellikteki beden yüklerinin, toksinlerin ve ağır metallerin birikim yeri olan bağ dokusunun  temizlenme işlemidir gerçek detoks. Ancak bu detoks süreci, beslenmenin kalitelisini ve bağırsakların florasını düzenlemeyi de gerektirir. Bu düzenleme süreçleri pek tabii bedenin tüm yapısını saran network ağının, vejetatif sinir sisteminin regülasyonu ile mümkün. Tabi bu konu hem modern tıp hekimlerinin hem de kendisini sağlıkçı zanneden ve şifa kelimesini hafife alarak kullanan çok kişinin de elinde yanlış ve eksikDevamı için tıklayın


İDRAR KAÇIRMA
(ÜRİNER İNKONTİNANS)

İDRAR KAÇIRMA (ÜRİNER İNKONTİNANS)

Görüntüle

Mesane’nin Anatomisi

Üriner sistem, alt ve üst üriner sistem olarak sınıflandırıldığında; Mesane, sfinkterler ve üretra alt üriner sistemi oluşturur. Mesane detrüsör adı verilen düz kastan oluşur ve iki bölümü vardır:

1.   Gövde: Mesanenin idrarı biriktiren esas kısmıdır.

2.   Boyun: Gövdenin uzantısı olan, huni biçimli kısmıdır. Ürogenital üçgenin alt ve ön kısmından geçerek gövdeyi üretraya bağlar.

Mesane detrüsör kas lifleri mesane boyunca tüm yönlere dağılır ve kasılması mesanenin boşalması için esas adımdır. Kasıldığı zaman mesane içi basıncı 40-60 mmHg‘ya kadar artabilir. Mesane arka duvarında, mesane boynunun üstDevamı için tıklayın